
Ey yüreğimde katmer katmer açan GÜL;
Ey hasretiyle yürekleri büryan eyleyen;
Ey şairlerin ŞİİRİ
Şiirlerinse MISRALARI
Sana müptela olan her varlığın adedince salat ve selamlar üzerine olsun.
Ey alemlere rahmet, gönüllere şifa efendim...
Cürmümle, pişmanlıklarımla merhametine geldim;ey Mevla’mın ”RAHMAN” tecellisi en çok kendisinde bulunan, insanlığa dağıtan en kutlu insan. Seni anlatamam; ki hiçbir şeyin takatı yetmez seni anlatmaya; lakin seni göremeden seni özlemenin ne denli zor olduğunu söylemek istiyorum.Ey her yaprağında ayrı ayrı anlam bulunan “GÜL TANEM” beni dinler misin?.. N’olur beni affeyle seni anlatamam biliyorum; lakin sadece hasretimi sunuyorum mısralarımla sana. İşte hasretimin, sana duyduğum muhtaçlığımın sözleri:Yüreğim yanıyor can efendim. Zaman geçtikçe seni daha çok özlüyor, sana daha çok muhtaç olduğumu anlıyorum. Ah efendim, sensiz bu misafirhanede garip bir misafir, garip bir yolcuyum. Hep boynum bükük, yüreğim buruk yaşıyorum. Her dem Sen’i bekliyorum “GÜL TANEM”... Hani dünyayı teşrifine az kala kainat sus pus olmuş bekliyordu ya Sen’i. Şimdi ben gecenin bir vakti Sen’i düşünüyorum, uyku girmiyor gözlerime.Sen’i bizle asırlar öncesi tanıştıran, kavuşturan seher vaktini bekliyorum. Geldiğinde parlayan yıldızın olamam; lakin sana duyduğum sevgimi, gelişini nasıl beklediğimi mısralarıma gözyaşlarımla akıtmış elimde mektubumla ve Sen’i en güzel anlatan gülle bekliyorum; sessiz, mahzun biraz da endişeliyim gelmezsen diye. Sonra Sen gelmiştin ey kutlu peygamber;
Ve yıldızlar pırıl pırıl parlıyordu
Sessizlik son bulmuş,
Kainat raks ediyordu adeta,
Her yeri öyle bir sevinç kaplamıştı ki;tarifi ne mümkündü.
Asudeydin...
Boynu bükük gariptin;
Öksüz, yetimdin,
Aşıkların vardı sana hayran olan öyle ki sana doyamıyorlardı.
Ah diyorum yaşadığın o gül asırda olsaydım kokunu alsam,sohbetine katılsam sana doya doya baksam cenneti gözlerinde görsem Sevinçten ağlasam, göz yaşlarım sırılsıklam eylese beni. Hz.Ebu Ubeyde Bin Cerrah(r.a.) olsam canım acısa, savaşta yüzüne batan miğfer parçalarını çıkarsam. Sana uzanan her zalim ele engel olsam. Sen de kardeşimin sevgisinden hoşnut oluğunda içimi tarifsiz sevinç kaplasa.Neden sonra seni görememenin acısıyla uyandım,anladım ki ben de bir can eksik. Eksiğim,soğuk, karanlık her yer bana;çünkü sen yoksun...Hatrıma Ukkaşe geldi.Çok hastaydın sevgiline kavuşmana az kalmıştı gül sahabeler seni bir daha göremeyecekler diye harap düşmüşlerdi efendim.Mescitteydin Ukkaşe belirmişti sen den hakkını istiyorken nasılda mütevaziydin hakkını gel al buyurmuştun sahabe neredeyse Ukkaşe‘yi öldüreceklerdi.Halbuki senin yanına varınca sana nasıl sarılmıştı, peygamberlik mührünü ne aşkla öpüyordu ey gül kokulu yar.Seni sevenler deli divane gibiler efendim. Azrail’e kızgınım.Senin gül tenine nasıl kıyabildi...Sensizliğin acısıyla bizi bize nasıl bıraktı. Güller de açmıyor artık..Biliyor musun “GÜL TANEM” kızın Hz.Fatma(r.a.) babasından,peygamberinden ayrı kalmanın üzüntüsünden daha fazla dayanamadı altı ay sonra sana geldi. Rabbim(c.c) “Sen olmasaydın ey habibim kainatı yaratmazdım” diye buyurduğu en kutlu peygamber, ölüm beni de sana kavuşturur mu söyle?.. Ey ölüm beni de gönlümün sultanına götür, götür de yüreğimde ki aşk yangını sönsün artık.
Ve seherlerdeyim...Yüreğim çatlarcasına GÜL’ ünü bekliyor; “Gel ey sevgisiyle yeryüzünü cennet eyleyen sevgili!.. Gel artık bu hasret yangını sönsün...” Gel de seni göremediğimden;ölmüş bu kalbe hayat ver. ”Artık ağlama, bak geldim” de ya Rasulullah...Sen ne güzelsin, en çok sevilensin. Ebu Süfyan, Zeyd' e yaklaşıp sormuştu ya:"söyle bakalım! Şimdi senin yerinde Peygamberin olsaydı da seni bırakıp, O'nu öldürseydik razı olur muydun? Zeyd: "-ASLA" demişti, "Resul-i Ekrem'in hayatı yanında benim hayatım bir hiçtir. Canımın kurtarılacağını dahi bilsem Rasulullah'ın değil burada sizin elinizde öldürülmesine hatta Medine'de ayağına bir dikenin bile batmasına katlanamam!.. Ebu Süfyan Zeyd'in gül kokan bu cevabının karşısında hayretinden nasıl da haykırmıştı: "BEN YERYÜZÜNDE O'NUN KADAR SEVİLEN BİR TEK KİŞİ GÖRMEDİM"...
Sevdamın en doruklarındayım...N’olur gel... Sensizim, suskunum gelmeyecek misin?.. Sensiz güneş doğmaz oldu karanlıklardayız.Gel aydınlat bizi efendim... Doğduğunda Yahudilerden birisi haykırıyordu arkadaşlarına: “Haberiniz olsun.Ahmed’in yıldızı bu gece doğdu.Ahmed bu gece dünyaya geldi”... Gel de ben de haykırayım “Can efendim geldi, uyan ey dünya” diye.Günahkarım senden gelmeni istememe bile hakkım yok ;ama dayanamıyorum artık. Gel gül koksun bu günahtan kararmış dünyalarımız efendim. Seni bekleyen; Eneslerin var rüyalarında teselli bulan ve ben varım günahtan,utançtan kızarmış elimde gülle bekliyorum öylece. Kalbim üzüntü ve bir ümitle zor da.
Aşkımın son demindeyim...Seni göremedim; ama şu an yanımda benle beraber mısralarımı okuyorsun hissediyorum bunu.Aşk yangınım yüreğimde bir nebze olsa serinledi efendim.”Kişi sevdiğiyle beraberdir”.buyurmuştun; evet ben senleyim,ben sana vurgunum sana müptelayım “GÜL TANEM”...
Ey hasretiyle yürekleri büryan eyleyen;
Ey şairlerin ŞİİRİ
Şiirlerinse MISRALARI
Sana müptela olan her varlığın adedince salat ve selamlar üzerine olsun.
Ey alemlere rahmet, gönüllere şifa efendim...
Cürmümle, pişmanlıklarımla merhametine geldim;ey Mevla’mın ”RAHMAN” tecellisi en çok kendisinde bulunan, insanlığa dağıtan en kutlu insan. Seni anlatamam; ki hiçbir şeyin takatı yetmez seni anlatmaya; lakin seni göremeden seni özlemenin ne denli zor olduğunu söylemek istiyorum.Ey her yaprağında ayrı ayrı anlam bulunan “GÜL TANEM” beni dinler misin?.. N’olur beni affeyle seni anlatamam biliyorum; lakin sadece hasretimi sunuyorum mısralarımla sana. İşte hasretimin, sana duyduğum muhtaçlığımın sözleri:Yüreğim yanıyor can efendim. Zaman geçtikçe seni daha çok özlüyor, sana daha çok muhtaç olduğumu anlıyorum. Ah efendim, sensiz bu misafirhanede garip bir misafir, garip bir yolcuyum. Hep boynum bükük, yüreğim buruk yaşıyorum. Her dem Sen’i bekliyorum “GÜL TANEM”... Hani dünyayı teşrifine az kala kainat sus pus olmuş bekliyordu ya Sen’i. Şimdi ben gecenin bir vakti Sen’i düşünüyorum, uyku girmiyor gözlerime.Sen’i bizle asırlar öncesi tanıştıran, kavuşturan seher vaktini bekliyorum. Geldiğinde parlayan yıldızın olamam; lakin sana duyduğum sevgimi, gelişini nasıl beklediğimi mısralarıma gözyaşlarımla akıtmış elimde mektubumla ve Sen’i en güzel anlatan gülle bekliyorum; sessiz, mahzun biraz da endişeliyim gelmezsen diye. Sonra Sen gelmiştin ey kutlu peygamber;
Ve yıldızlar pırıl pırıl parlıyordu
Sessizlik son bulmuş,
Kainat raks ediyordu adeta,
Her yeri öyle bir sevinç kaplamıştı ki;tarifi ne mümkündü.
Asudeydin...
Boynu bükük gariptin;
Öksüz, yetimdin,
Aşıkların vardı sana hayran olan öyle ki sana doyamıyorlardı.
Ah diyorum yaşadığın o gül asırda olsaydım kokunu alsam,sohbetine katılsam sana doya doya baksam cenneti gözlerinde görsem Sevinçten ağlasam, göz yaşlarım sırılsıklam eylese beni. Hz.Ebu Ubeyde Bin Cerrah(r.a.) olsam canım acısa, savaşta yüzüne batan miğfer parçalarını çıkarsam. Sana uzanan her zalim ele engel olsam. Sen de kardeşimin sevgisinden hoşnut oluğunda içimi tarifsiz sevinç kaplasa.Neden sonra seni görememenin acısıyla uyandım,anladım ki ben de bir can eksik. Eksiğim,soğuk, karanlık her yer bana;çünkü sen yoksun...Hatrıma Ukkaşe geldi.Çok hastaydın sevgiline kavuşmana az kalmıştı gül sahabeler seni bir daha göremeyecekler diye harap düşmüşlerdi efendim.Mescitteydin Ukkaşe belirmişti sen den hakkını istiyorken nasılda mütevaziydin hakkını gel al buyurmuştun sahabe neredeyse Ukkaşe‘yi öldüreceklerdi.Halbuki senin yanına varınca sana nasıl sarılmıştı, peygamberlik mührünü ne aşkla öpüyordu ey gül kokulu yar.Seni sevenler deli divane gibiler efendim. Azrail’e kızgınım.Senin gül tenine nasıl kıyabildi...Sensizliğin acısıyla bizi bize nasıl bıraktı. Güller de açmıyor artık..Biliyor musun “GÜL TANEM” kızın Hz.Fatma(r.a.) babasından,peygamberinden ayrı kalmanın üzüntüsünden daha fazla dayanamadı altı ay sonra sana geldi. Rabbim(c.c) “Sen olmasaydın ey habibim kainatı yaratmazdım” diye buyurduğu en kutlu peygamber, ölüm beni de sana kavuşturur mu söyle?.. Ey ölüm beni de gönlümün sultanına götür, götür de yüreğimde ki aşk yangını sönsün artık.
Ve seherlerdeyim...Yüreğim çatlarcasına GÜL’ ünü bekliyor; “Gel ey sevgisiyle yeryüzünü cennet eyleyen sevgili!.. Gel artık bu hasret yangını sönsün...” Gel de seni göremediğimden;ölmüş bu kalbe hayat ver. ”Artık ağlama, bak geldim” de ya Rasulullah...Sen ne güzelsin, en çok sevilensin. Ebu Süfyan, Zeyd' e yaklaşıp sormuştu ya:"söyle bakalım! Şimdi senin yerinde Peygamberin olsaydı da seni bırakıp, O'nu öldürseydik razı olur muydun? Zeyd: "-ASLA" demişti, "Resul-i Ekrem'in hayatı yanında benim hayatım bir hiçtir. Canımın kurtarılacağını dahi bilsem Rasulullah'ın değil burada sizin elinizde öldürülmesine hatta Medine'de ayağına bir dikenin bile batmasına katlanamam!.. Ebu Süfyan Zeyd'in gül kokan bu cevabının karşısında hayretinden nasıl da haykırmıştı: "BEN YERYÜZÜNDE O'NUN KADAR SEVİLEN BİR TEK KİŞİ GÖRMEDİM"...
Sevdamın en doruklarındayım...N’olur gel... Sensizim, suskunum gelmeyecek misin?.. Sensiz güneş doğmaz oldu karanlıklardayız.Gel aydınlat bizi efendim... Doğduğunda Yahudilerden birisi haykırıyordu arkadaşlarına: “Haberiniz olsun.Ahmed’in yıldızı bu gece doğdu.Ahmed bu gece dünyaya geldi”... Gel de ben de haykırayım “Can efendim geldi, uyan ey dünya” diye.Günahkarım senden gelmeni istememe bile hakkım yok ;ama dayanamıyorum artık. Gel gül koksun bu günahtan kararmış dünyalarımız efendim. Seni bekleyen; Eneslerin var rüyalarında teselli bulan ve ben varım günahtan,utançtan kızarmış elimde gülle bekliyorum öylece. Kalbim üzüntü ve bir ümitle zor da.
Aşkımın son demindeyim...Seni göremedim; ama şu an yanımda benle beraber mısralarımı okuyorsun hissediyorum bunu.Aşk yangınım yüreğimde bir nebze olsa serinledi efendim.”Kişi sevdiğiyle beraberdir”.buyurmuştun; evet ben senleyim,ben sana vurgunum sana müptelayım “GÜL TANEM”...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder