20 Ekim 2009 Salı

Sanırım Ben Büyüyorum!!!


(tüm büyüyenlere ya da büyümeye çalışanlara...)



Büyüyorum ben...
Kocaman hayallerimi küçük kalbime iteleyerek,ben büyüyorum.
İçimde buharlaşıyor oyun oynama isteği,düş istiyorum bir parça,şimdi bir tek düşlerimle oynuyorum.
Büyüyorum...
Atıp sırtıma zamansız gülüşleri,gerçeklere yürüyorum.
Geçiyorum masallardaki tüm yollardan,sanırım ben büyüyorum..
Artık gözüme kocaman gelmiyor dünya,artık yarın olsun diye beklemiyorum,durdurmuyorum zamanı..
Tutup kalbimi elimde,ben büyüyorum...
Siz büyürken,hangi gerçekleri kabul ettiniz,hangi yalanda ezildi kalbiniz?
Kaç kalbiniz kaldı elinizde,kaç tanesini attınız içinizden,neye çarpıyor şimdi yüreğiniz?
Gölgeme bulaşıyor bazen güneşin saçları,bazen günüme güneş hiç doğmuyor Ben büyüyorum,güneş cimrileşiyor.
Hayat her fırsatta daha fazla zorlaşıyor.
Sabrın izinde çoğalarak nefesim; ben büyüyorum...
Kulak verin bana!
Size de büyüyünce kapandı mı kapılar?
Sevdikleriniz,gözyaşlarınız aka aka kaydı mı ellerinizin arasından?
Ve gözyaşlarınızla büyüdü mü içinizde sizinle birlikte..
Mesela,bir sabah gökyüzüne bakarken,üç saniyede karardı mı hava?
Ben ağlayınca,ben özleyince hep böyle olur...
Bana kulak verin,yüz çevirmeyin öyle!
Siz de zamanın beşiğinde büyüdünüz.
Sizinde seher vaktine kadar ağlarken,kırmızıya büründü gözünüz.
Bir kapandı,bir açıldı kirpikleriniz.
Bazen yaş,bazen kan sızdı arasından.
Durup uçurumun tam ortasında,dünyaya haykıran siz değil misiniz? ? ?
Bana birşeyler söyleyin!
Kaç uçurtmanız asılı kaldı gökyüzünde,hangilerine uzanabildiniz?
Denizden topladığınız incilerden kaç tanesini geri verdiniz?
Peki,o size kaç kez geri verdi aldıklarını?
Mesela,dalgasına karışan gözyaşlarını...
Siz,kaç kez çizgi film izlediniz?
Tom,Jerry'nin peşinden saçma nedenlerle koşarken,kaç kez çarptı küçük kalbiniz?
Kaç kez Jerry olup,küçük bedeninizle büyük tahtaların altına girdiniz?
Benim,kalkmaya artık gücüm yetmiyor...
Siz,en son ne zaman terliyken su içtiniz?
Akşam ezanı okunup da anneniz eve çağırınca,bir saklambaç uğruna kaç kez''ne olur anne,biraz daha! '' diye seslendiniz?


Gözümde yeni eskiyor,eskiyor zaman,yaşam eskiyor gözümde
Tebessümler azalıyor,hüzün çoğalıyor gözbebeklerimde
Ben büyüyorum,ayrılıklar küçülüyor eskiye dair ama küçülmüyor hicranlar,büyüyor benimle birlikte..
Ve ben adım adım,boy boy yalnızlığa büyüyorum...
Siz ayrılığa hangi türküyle seslendiniz?
Hangi notalarda kayboldu özlemleriniz?
Söyleyin,ben de bileyim...
Kalbinizden toprağa kan damladı mı hiç?
Duygularınızı taşların arasından çıkarmak isterken,kaç kere kanadı elleriniz?
Ellerim hala ıslak benim,kalbim hala kanıyor... Can havliyle susadığınızda,yanmaya devam etti mi içiniz?
Bağırdığınızda avazınızın çıktığından da fazla,kendi kulaklarınız bile reddetti mi sesinizi?
Benim haykırışlarımı,artık kulaklarım duymuyor...
Büyürken siz,ellerinizi açıp yalvardığınızda yaradana,kaç defa titredi cümleleriniz,boğuldu nefesiniz,hıçkırığa karıştı sesiniz?
Ben dua edince,hep böyle olur..
Peki ya umudunuz,kendi şişirdiğiniz bir uçan balon olup,kayboldu mu yavaş yavaş gökyüzünde?
Onu,nasıl buldunuz?
Hava karardı,bulamıyorum..
Siz büyürken,kaç kez sabah ezanını dinlediğinizde,yıldızlar ışıklarını topladı semadan?
Alıp başını gidince yıldızlar,kaç kez ağladınız siz?
Kaç kez başladınız,kaç kez sona erdiniz?
Ben büyürken,hergün bitenleri görüyorum.
Sonra yeniden başlayanları,gün gibi...
Sanırım ben büyüyorum...
Artık düşmüyorum koşarken,kanamıyor dizim.
Kanıyor artık düştüğümde yüreğim.

Siz büyüdünüz,şimdi ben de büyüyorum,
Gömüp içime masum gözyaşlarımı; ben büyüyorum..
Geçtiğiniz yollara işte ben de giriyorum, iteleyerek kalbime tüm düşlerimi,ben büyüyorum...
                                                                                                                           Ceylan AYGÜL...



10 Ağustos 2009 Pazartesi


DİKEN DİKEN

zembilcide büyüyen, dal üstünde uyuyan
gülmek sende gül olur,
sen bende diken diken
elmas beşik içinde kundağını öptüğüm
sevmek tende gül olur,
ten bende diken dikeninci döker gözlerin asil kirpiklerinden

umut kanda gül olur, kan bende diken diken
kezzap akıtsan bile filizlenir yüreğim
ölüm canda gül olur, can bende diken diken
maverayı bulunca kapında süvariler
kılıç kında gül olur, kın bende diken diken
kafdağından öteye gidenler birgün dönerhasret handa gül olur,
han bende diken dikenhasadı diriliştir tarlasında sevginin
buğday unda gül olur,
un bende diken dikenacıların birikir,
birikir de içimde
her şey bende gül olur,
ben bende diken diken
NURULLAH GENÇ

3 Ağustos 2009 Pazartesi

GÜL TANEM


Ey yüreğimde katmer katmer açan GÜL;
Ey hasretiyle yürekleri büryan eyleyen;
Ey şairlerin ŞİİRİ
Şiirlerinse MISRALARI
Sana müptela olan her varlığın adedince salat ve selamlar üzerine olsun.
Ey alemlere rahmet, gönüllere şifa efendim...
Cürmümle, pişmanlıklarımla merhametine geldim;ey Mevla’mın ”RAHMAN” tecellisi en çok kendisinde bulunan, insanlığa dağıtan en kutlu insan. Seni anlatamam; ki hiçbir şeyin takatı yetmez seni anlatmaya; lakin seni göremeden seni özlemenin ne denli zor olduğunu söylemek istiyorum.Ey her yaprağında ayrı ayrı anlam bulunan “GÜL TANEM” beni dinler misin?.. N’olur beni affeyle seni anlatamam biliyorum; lakin sadece hasretimi sunuyorum mısralarımla sana. İşte hasretimin, sana duyduğum muhtaçlığımın sözleri:Yüreğim yanıyor can efendim. Zaman geçtikçe seni daha çok özlüyor, sana daha çok muhtaç olduğumu anlıyorum. Ah efendim, sensiz bu misafirhanede garip bir misafir, garip bir yolcuyum. Hep boynum bükük, yüreğim buruk yaşıyorum. Her dem Sen’i bekliyorum “GÜL TANEM”... Hani dünyayı teşrifine az kala kainat sus pus olmuş bekliyordu ya Sen’i. Şimdi ben gecenin bir vakti Sen’i düşünüyorum, uyku girmiyor gözlerime.Sen’i bizle asırlar öncesi tanıştıran, kavuşturan seher vaktini bekliyorum. Geldiğinde parlayan yıldızın olamam; lakin sana duyduğum sevgimi, gelişini nasıl beklediğimi mısralarıma gözyaşlarımla akıtmış elimde mektubumla ve Sen’i en güzel anlatan gülle bekliyorum; sessiz, mahzun biraz da endişeliyim gelmezsen diye. Sonra Sen gelmiştin ey kutlu peygamber;

Ve yıldızlar pırıl pırıl parlıyordu
Sessizlik son bulmuş,
Kainat raks ediyordu adeta,
Her yeri öyle bir sevinç kaplamıştı ki;tarifi ne mümkündü.
Asudeydin...
Boynu bükük gariptin;
Öksüz, yetimdin,
Aşıkların vardı sana hayran olan öyle ki sana doyamıyorlardı.
Ah diyorum yaşadığın o gül asırda olsaydım kokunu alsam,sohbetine katılsam sana doya doya baksam cenneti gözlerinde görsem Sevinçten ağlasam, göz yaşlarım sırılsıklam eylese beni. Hz.Ebu Ubeyde Bin Cerrah(r.a.) olsam canım acısa, savaşta yüzüne batan miğfer parçalarını çıkarsam. Sana uzanan her zalim ele engel olsam. Sen de kardeşimin sevgisinden hoşnut oluğunda içimi tarifsiz sevinç kaplasa.Neden sonra seni görememenin acısıyla uyandım,anladım ki ben de bir can eksik. Eksiğim,soğuk, karanlık her yer bana;çünkü sen yoksun...Hatrıma Ukkaşe geldi.Çok hastaydın sevgiline kavuşmana az kalmıştı gül sahabeler seni bir daha göremeyecekler diye harap düşmüşlerdi efendim.Mescitteydin Ukkaşe belirmişti sen den hakkını istiyorken nasılda mütevaziydin hakkını gel al buyurmuştun sahabe neredeyse Ukkaşe‘yi öldüreceklerdi.Halbuki senin yanına varınca sana nasıl sarılmıştı, peygamberlik mührünü ne aşkla öpüyordu ey gül kokulu yar.Seni sevenler deli divane gibiler efendim. Azrail’e kızgınım.Senin gül tenine nasıl kıyabildi...Sensizliğin acısıyla bizi bize nasıl bıraktı. Güller de açmıyor artık..Biliyor musun “GÜL TANEM” kızın Hz.Fatma(r.a.) babasından,peygamberinden ayrı kalmanın üzüntüsünden daha fazla dayanamadı altı ay sonra sana geldi. Rabbim(c.c) “Sen olmasaydın ey habibim kainatı yaratmazdım” diye buyurduğu en kutlu peygamber, ölüm beni de sana kavuşturur mu söyle?.. Ey ölüm beni de gönlümün sultanına götür, götür de yüreğimde ki aşk yangını sönsün artık.
Ve seherlerdeyim...Yüreğim çatlarcasına GÜL’ ünü bekliyor; “Gel ey sevgisiyle yeryüzünü cennet eyleyen sevgili!.. Gel artık bu hasret yangını sönsün...” Gel de seni göremediğimden;ölmüş bu kalbe hayat ver. ”Artık ağlama, bak geldim” de ya Rasulullah...Sen ne güzelsin, en çok sevilensin. Ebu Süfyan, Zeyd' e yaklaşıp sormuştu ya:"söyle bakalım! Şimdi senin yerinde Peygamberin olsaydı da seni bırakıp, O'nu öldürseydik razı olur muydun? Zeyd: "-ASLA" demişti, "Resul-i Ekrem'in hayatı yanında benim hayatım bir hiçtir. Canımın kurtarılacağını dahi bilsem Rasulullah'ın değil burada sizin elinizde öldürülmesine hatta Medine'de ayağına bir dikenin bile batmasına katlanamam!.. Ebu Süfyan Zeyd'in gül kokan bu cevabının karşısında hayretinden nasıl da haykırmıştı: "BEN YERYÜZÜNDE O'NUN KADAR SEVİLEN BİR TEK KİŞİ GÖRMEDİM"...
Sevdamın en doruklarındayım...N’olur gel... Sensizim, suskunum gelmeyecek misin?.. Sensiz güneş doğmaz oldu karanlıklardayız.Gel aydınlat bizi efendim... Doğduğunda Yahudilerden birisi haykırıyordu arkadaşlarına: “Haberiniz olsun.Ahmed’in yıldızı bu gece doğdu.Ahmed bu gece dünyaya geldi”... Gel de ben de haykırayım “Can efendim geldi, uyan ey dünya” diye.Günahkarım senden gelmeni istememe bile hakkım yok ;ama dayanamıyorum artık. Gel gül koksun bu günahtan kararmış dünyalarımız efendim. Seni bekleyen; Eneslerin var rüyalarında teselli bulan ve ben varım günahtan,utançtan kızarmış elimde gülle bekliyorum öylece. Kalbim üzüntü ve bir ümitle zor da.

Aşkımın son demindeyim...Seni göremedim; ama şu an yanımda benle beraber mısralarımı okuyorsun hissediyorum bunu.Aşk yangınım yüreğimde bir nebze olsa serinledi efendim.”Kişi sevdiğiyle beraberdir”.buyurmuştun; evet ben senleyim,ben sana vurgunum sana müptelayım “GÜL TANEM”...

31 Temmuz 2009 Cuma

Ey Allah'ım(c.c.)


Buğulu Kirpiklerinde Hüznü Saklayan Dilber!..



Nisan'ın ellerinde kırılıyor dallar,
Benim,ıslak yüreğimde büyüyor sonbahar.
Umudum,içimde gökten reddedilen yıldız misali,
Sevincin gölgesini terkediyor ilkbahar.
Nisan'ın ellerinde kırılıyor dallar,
Kölene kıyıyor kara geceler,intizarlar...
Gariplerin seherini tutar bu nasırlı eller,
Buğulu kirpiklerinde hüznü saklayan dilber...
Sensiz,yaşıyor gibi yaşıyorum,
Sensiz,ölerek yaşıyorum.
Çok soğuk esiyor rüzgarlar,
Ya Rasulallah,çok üşüyorum.
Sensiz,yaşıyor gibi yaşıyorum,
Kalbimde ur var,taşıyamıyorum...
Gül Muhammed(s.a.v) 'im,seni bekliyorum,yalvarırım gel!
Ey buğulu kirpiklerinde hüznü saklayan dilber! ! !
CEYLAN AYGÜL [(Çok sevdiğim arkadaşımın yazısı:)]

29 Temmuz 2009 Çarşamba

GÜLÜN TARİHÇESİ...

Güller insanoğlunun bildiği,aşkı,sihiri,sevgiyi,ümidi ihtirası sembolize eden ilk çiçeklerden biridir."GÜL" ismi anlamı "kırmızı" olan latince rosa kelimesinden gelmektedir.Fakat güller çok farklı renklerde bulunur ve latince olarak "roses" olarak adlandırılır.İlk Gül fosili 3.5 milyon yıl öncesine aittir ve Irak'da Sümerlere ait yazıtlardakayıtlara geçmiştir.Bilinen bu ilk güllere "Damask" gülleri denir ve eski Mısır Mezarlarında bulunmuştur.Modern Güller ise 1867 yılında ilk defa hibridleme yöntemleriyle üretilmişlerdir.Tarih boyunca botanistler 200 gül çeşidi sınıflandırması yapmışlardır.Nebukednazar kendi sarayında dekoratif olarak gülleri kullanmıştır."Persia" adını verdiği parfüm yağını geliştirmiştir.Çok farklı anlamlarifade eden güllerin çok farklı renkleri vardır.Ayrıca günümüzdehibridleme yöntemleri ile çok değişik şekil ve renkde güller üretilmiştir.10.000 in üzerinde gül hibridleme yöntemi ile üretilmektedir ve genelde o gülü ilk üreten kişinin adı ile anılmaktadır.Gallicas,Damasks,Albas,Centifolias,Mosses,Chinas,Portlands,Bourbons,Teas,Hybrid Perpetuals ve Noisettes modern klasik gül çeşitleridir.Ve genelde üretildikleri yer veya kişinin adı ile anılmaktadır.Eski güller modern güllerden daha fazla kokulu veaslidir.Parmümlerde daha çok eski güller tercih edilir.